31 Ekim 2009 Cumartesi

soluk soluğa

hep bir şeye yetişmeye çalışır gibi yaşıyorum
koşturmacam, telaşem bundan

yok oysa, hiçbir şey yok peşinde olduğum; ve kendi ensemi yakıyor işte böyle zamanlarda kendi soluğum

Pelin

"hayat bazen birini seçer
biz 'pas!' deriz söz pelin'e geçer"

diye güzelce bir şarkısı vardı Nil Karaibrahimgil'in. Hatırlıyorum, kaseti çıktığında (bizim zamanımızda kaset vardı!) bir röportajında herkesin hayatında bir Pelin vardır demişti, kadın. Doğrudur. Hatta şu ara benim hayatımda herkes Pelin. Bir ezik benim anasını satiim. Herkesin bi meziyeti, özelliği, bi iyiliği, şahane sevgilisi, filanı fıstığı var. Ben de arkadaş düğünlerinde "hadi darısı başına" dileklerinden uzak durmak için arka sıralarda çekirdek çitlemeyi tercih etmekteyim.

"pelin'in bir stili var
mesela aşık olmaz
biz hepimiz buluşuruz pelin'in vakti olmaz!"

Evet aşık filan oluyorum, reddediliyorum, utanmazım ya, yine oluyorum. Dünya işiyle gücüyle doktorların kaprisiyle, üstlerimin gereksiz işleriyle uğraşıyorum. Aynı unvanı statüyü filan taşıdığım insanlar ortalıkta "siz benim kim olduğumu biliyor musunuz" gerinmeleriyle dolanırken, ben "pardon, siz kimdiniz" diyorum. Ama aşağılamak için değil, dost canlısı olma hallerim elimde patlıyor bildiğin.

"mor bana gitmez, pelin'e gider
o beni sevmez, pelin'i sever!
kader bana gülmez, pelin'e güler!
kimse beni çekmez, pelin'i çeker!"

İNANIYORUM. "Bugün git yarın gel" diyorlar, gidiyorum, ertesi gün geri geliyorum. Arkamdaki adam kavga ediyor, onun işi o gün halloluyor. Herkesin evini bir günde pırıl pırıl eden temizlikçiler çok yorulmasınlar diye ben de yardım ediyorum, bir benim iş yetişmiyor. Baktım ki yan masanın kahvesini yetiştiremediği için azar yicek garson, diyorum ki "benimkini sonra getir önce onu götür", benim kahvem saatlerce gelmiyor.

İlk ne zaman başladığını da biliyorum sahi. İlkokula başlamamış olmalıyım daha, bir gün baya bir sıra bekledim salıncak önünde, sıra bana geldi, tam bindim sallanıcam arkamdan bir çocuk geldi, dedi ki, "annemler gidiyorlar, beklememe izin vermiyorlar, iki dakika sallanabilir miyim, sonra hemen gitmek zorundayım" Üzüldüm çocuğun haline, tamam dedim, geç buyur sen bin, çocuk bindiği an kahkaha atmaya başladı, yalanmış meğer, sadece yerime geçmek içinmiş. Kenara çekildim ve uzunca süre salıncaklardan nefret ettim.

Evet evet biliyorum işte kaynağını, herhalde o çocuğun adı da Pelin'di

AAhhh bi elime geçirirsem ben o veledi...

30 Ekim 2009 Cuma

özürlerimle

Önemli minicik not:

Söyledim ya, kendim için yazdım ve dönüp hiç okumadım burada yazılanları. Bir tanesini okumaya çalıştım da az önce, yazım hataları, eksik kelimeler... Özür dilerim. Düzeltmeye çalışsam hepsini tek tek okumam gerekecek, bu da muhtemelen daha doğumunun üzerinden 2 güncük geçmiş bu bloğu kapatmam demek.

Bundan sonra dikkat edeceğim ama, söz vallahi

teşhirci ruh

bu özel hayat ifşa işi çok stresli bir işmiş

panikteyim

(daha ilk günden izleyicim bile oldu, nasıl sevindim , teşekkür ederim)

27 Ekim 2009 Salı

Merhaba

Kendi kendime konuşuyordum bunca zaman. Bu sayfayı açtığımdan biri. Bugün birden duyulsun dedim. Duyulmaya değeceğinden değil. Sadece duyulsun diye, orada. Orası diye biri varsa, biri varsa orada. Her kimsen bunu okuyan... Hoşgeldin. Benim sesim bütün bu gürültü. Yazmayı sevdiğimden yazıyorum, kendi yazdığımı okumayı sevmediğimden dönüp bakmıyorum bir kere bile. Belki bakarsın sen, her kimsen...

Hoşgeldin...

26 Ekim 2009 Pazartesi

kendime öğüt

lkin unutma, "acıyı sadece acı çekme yeteneği olanlar çeker". Kendini köreltme, varlığını eksiltme, kimse için, kendin için bile yapma bunu. Bedenin sesin, bütün bunlar hediye sana unutma. İkincisi de şu, insan gitse de gitmese de kendine dönemiyor artık, bak işte hayatın sırrı budur belki de. Yola çıkmakla yolda yürümek ayrı şeyler. Kendini uzakta, başka hayatlarda, başka limanlarda, başkalarında arama. Acelecisin, koşmaya meyillisin,ysa dur bir, soluklan, bekle biraz, dinle... Kendini, beni, hayatın akıp giden sesini.

hayat

"Hayat seni öyle bir noktaya getirir ki kendini sevdiklerinle savaşırken ve nefret ettiklerinle sevişirken bulursun. Üzülürsün. Pişman olursun. Sonra biraz zaman geçer ve tersinin bu dünyada işlemediğini anlarsın."
Hakan Günday/ Piç

bi sus

Ayy nolur bir derdim de sen kal, hadi anacım ya

SİZ

Bakın şimdi, ağır konuşacağım. Aslında bir şey bildiğiniz de yok, daha önce çeşitli nedenlerle boynunuza asılmış ünvanlarınızı uzatıp uzatıp burnuma sokmanız da manasız, zira boydan ziyade işlevselliğine önem gösteriyorum bazı şeylerin. Buradan köye yol etse omuzlarınızdaki yıldızlar, unutmayınız ki sayın beyim, yıldızlar da kayar. Şimdi şöyle alalım: DEĞERSİZSİNİZ. Hadiiii kelime oyunları biraz da kişisel gelişim taktikleriyle "değer sizsiniz" haline getirilemeyecek bir kelimecik bu mevzuu siz olunca. Kelimecik diyorum çünkü sizin açınızdan çok büyük, benim açımdan çok küçük. Aynı sizin olduğunuz gibi. Bu dev aynası seyrini biraz abartmadınız mı sahi? Komik görünüyor buradan, ayna karşısında daha uzun görünme çabasıyla bir de atlayıp zıplayışınız.

Rica ederim, hadi siz, fotoğrafta daha yukarıda çıkmak için birbirinizi eziniz, zira bu yazıyı anlamlandırabilmek için de fazla uzak beyniniz.

25 Ekim 2009 Pazar

sessiz




Senin kalen zaten ses geçirmez

Bir de üzerine kulaklarını tıkıyorsun

23 Ekim 2009 Cuma

Bir ilişkiden sonra yapılmaması gerekenler

Hemen girişin önemli notu: Biliyorum eksisozluk entry'si gibi oluyor ama ne yapayım. Yazar değilsem de sürekli okuyucuyum, başlıkları alt alta da okuyorum, etkileniyor insan bir kere. Evet evet yazar olamadım (denemedim de yalan yok) ezikliğimden geldim buraya yazıyorum. Kıskanıyorum bi daha yazıyorum. Neyse hadi şimdi konuya giriyorum

İlişkiden sonra şunları yapmayın efem:

1) Ağlamayın. Ağlayın da gidip adama ağlamayın. Eşinize dostunuza tanıdığınız tanımadığınız herkese ortak arkadaşlarınıza nitekim yılınca veya bu azı geçince ağladığınıza pişman olacağınız kişilere gidip de ağlamayın. En yakın dostunuza ağlayın. Onun yanında salya sümüğe karışın, yıkılın devrilin. Bu kişilerin sayısı iki de olabilir. 3 olması sizin tercihinizdir ama abartmayın. Yok yok ağlamayı abartın da, sayıyı abartmayın

2) Aramayın. Sarhoş olup aramayın, evde ona dair bir eşya bulup aramayın. Evde ona dair bir eşya bulamamanın üzüntüsüyle de aramayın. Yanlışlıkla aramayın. Birilerinin gazına gelip hiç ramayın (ilk maddeye dönüyoruz, sizi gaza getirecek eşin dostun yanında ağlamayın. "dost" kelimesi burada öylesine kullanılmıştır)

3) Eskide kalmış sevgilinizin yeni sevgilileri eski sevgilileri üzerine bir araştırmaya gitmeyin. Daha çok ağlatmak dışında hiçbir işe yaramaz. Hani sinirlenip intikam duygularıyla yanıp tutuşursunuz sadece daha fazla elinizde patlamasına sebep olur. Başka da bir işe yaramaz

4) Bu söyleyeceğim şey çok zor biliyorum ama lütfen eski sevgilinizin bildiğinizi şifrelerini kullanarak maillerini, face hesabını filan didiklemeyin. Aslında bunu birlikteyken de yapmamanız gerekir ama velev ki bir şekil bir şifresine ulaştınız da bütün şifreleri birbiriyle aynı olduğundan yavrucağız farkında olmadan kendisini avcunuzun içine bırakıverdi. Bunu kullanmayın. Bir işe yaramaz bak yemin ediyorum. (Bu madde 3. madde ile de bağlantılıdır)

5) Kapısına dayanmayın. Yok artık diyeceksiniz de yapan arkadaşlar var. Hayır ben yaptım oradan biliyorum. Kötü oluyor. Yine de telefonda gereksiz muhabbetlerden iyidir. Ama onu da yapmayın bunu da yapmayın. Kesin koparın atın. Unutun demiyorum, aklınızdan çıkarmak durumunda değilsiniz sadece varlığını hayatınızdan çıkarın

6) Numarasını ezberleyip telefonunuzdan silme yaşını geçtiğinizi umuyorum. Zaten henüz geçmemişseniz bu yorumların getirdiği ciddiyette bir ilişki değildir sizinki, derhal yeni birine yönelebilirsiniz o halde

7) Telefonu ezberleyip silme taktiği için yaşı ileri olacak arkadaşlar için geliyor: Yeni birine saldırmayın. Çivi çiviyi sökmez. Sadece büyük çivi küçük çiviyi söker. Yepyeni bir ayrılık acısı sırasında hiç bir yeni çivi, sizi bu hale getirmiş eski çividen daha büyük olamaz. Boy olarak söylemiyorum, işlev olarak söylüyorum. Daha yakışıklıksı gelse, daha harikası gelse hatta en harikası gelse yani nasıl denir Brad Pitt gelse kesin kulp takacak birşey bulacaksınız çünkü "O" kesinikle daha muhteşemdir. Onun için azıcık bekleyin sabır.

8) Bu çok önemli: Face'den msn'den maillerinizden herşeyinizden silin kendisini. Silin. Buralarda karşılaşmak hiçbi işinize yaramayacak. Gerçekten gereksiz. Susun

9) Öyle aman canım ben takılmama haydi hoppaaa eller havaya havalrına girmeyin, fark edilmediğiniz sanıyorsunu ama işin aslı dışarıdan kedinlikle ve de çok ciddi olarak farkediliyor. Bu yoldan daha önce geçmiş olanların sözüne inanın

10) Onu cezalandırmaya çalışmayın, kendinizi de cezalandırmaya çalışmayın. Bu konuda suçlar vardır, inanırım ama ceza yoktur. Cezasız kalır suçlar. Uğradığınız haksızlığın ne kadar büyük olduğu önemli değildir. Ceza yoktur, o kadar

11) Yaşadığınız daha önce yaptığınız yaşadığınız şeyler için bir ceza değil, kendinizi suçlamayı bırakın.

10) En önemli madde bu, sayığım şekilsel şeylerde ve diğer her şeyden önemli. Önce siz. Bunu unutmayın. Biliyorum çok soyut, biliyorum şu an size yardımcı olmuyor, hiç kimseye hiçbir zaman yardımcı olmaz biliyorum ama hayatı sevmekle başlar herşey bunu unutmayın. Unutmamak için kendi kendinie tekrar edin. Bi daha tekrar edin. Hayat sevmeyen başkasını nasıl sever ki? Mantıklı bir cevap arayın bu soruya, dediğime geleceksiniz

11) Kendinize zaman verin. Elinizde ondan bol bol var. Evet biliyorum geceleri uyuyamadığınız için daha da uzuyor zaten kendisinden elinizde. Bu sizin zamanınınız. Onu düşünmekle geçirmek istiyorsanız buyrun düşünün, kendinize ayırmak istiyorsanız onu yapın. Size ait bu şey, en çok size ait olan hatta.


Düşün. Düşebileceğiniz yer kadar düşün. Ve düştüğünüz yerde kalın. Kalkmaya zorlamayın, sakın yapmayın bunu. Sizin zamanınınız bekleyin. O kadr uzun kalın ki düştüğünüz yerde, ayağa kalktığınız andan itibaren hiç sendelemeden yürüyün. Sendeleyecekseniz kalkmayın. Bekleyin, dinlenin, daha fazla dinlenecek yeriniz kalmadığında kalkın ve emin adımlarla ve sadece ileri bakarak yürüyün. Nasılsa geriye bakacak zaman da gelecek ama geriye sadece dersler çıkarmak için bakacak olgunluğa dinginliğe gelene kadar dönüp de bakmayın.

Zamanının bekleyin
her şeyin zamanını bekleyin
dinmesinin
geçmesinin
başkalarının
hayatın
ve en önemlisi kendinizin

İnanın bana o zaman gelecek. En ihtişamlı haliyle gelecek.

gerçekten öyle

20 Ekim 2009 Salı

C

Arkasını döndü baktı, herkese... Herkesin tek tek göz bebeklerine, kalp kıvrımlarına baktı. Ama bana değil, bir tek bana değil. Sonra herkes ona hayran kaldı, dudak kıvrımlarını takip ettiler, birbirlerini katlettiler. Sonra herkes onda kaldı. O gideli çok olmuştu ama aslında hepburadaydı.

Oysa bakmamıştı bana, herkese bakarken, konuşmuştu sesini birtek bana duyurmadan. En yakınında ben vardım, bir arkamdakine ulaştı sesi, onun bir arkasındakine, bir tek bana ulaşmadı sesi, o bir tek benden sakladı sesini. Birtek ben kapıldım sesine. Ya da herkes kapıldı da birtek ben kopmadım tılsımından

Anlatamadım, ne desem anlatamadım. Susmayı ondan öğrenmiştim ama aslında öğrenememiştim. Konuşmak benim huyumdu, onun değil. Onun susuşuydu bu benim değil. Sükut vardı ortada, ikimizin de değil. Sükut karanlığa boğdu hepimizi, bu karanlık bizim değil.

19 Ekim 2009 Pazartesi

Seni gördüm bir kere. Bir kere bildim kim olduğunu. Bir kere sadece. Ama şimdi dönüş yok, uğraşmak faydasız. SEN anlamlandı, çoğaldı.

Farklı sanırdım oysa ben, bir şeyleri, SENi bilmezken

18 Ekim 2009 Pazar

Döndü sus dedi bana. Pek de dönmezdi oysa. Başta bilmezdim onu ben, ellerini bilmezdim, sonra da bilemedim ellerini. Arada bir zaman geçti, bilmezlikler arasında bilirmiş gibilik halleri. Oysa ne çok isterdim ben nasıl isterdim, deliler gibi.

17 Ekim 2009 Cumartesi

Sweet dreams are made of cheese

İnanılmaz bir şey şu kahvaltı. Yokluğu halinde hayatımda gerçekten kapanmaz kocaman boşluklar açılırdı. Yemek yemeyi de severim ama kahvaltının yeri bambaşka.

Yok yok öyle kapılardan sığmayan bir vücuda sahip değilim, hatta bildiğin inceyim, "anne sözü"nü gösterge olarak alır mısınız bilmem ama peşimde kaşık kadar kaldın sen yine elinde tabakla gezen bir annem var. Bu "anne" işini ayrıca yazacağım bir ara.

Kahvaltı ciddi bir iştir, önem vereceksin. Öyle her yerde yapılmaz. Mesela lüksü abartmış yerlerde yapmayacaksın, otlu peyni olacak bir defa. Ki bence en ideali evde bahçede kendi sıktığın portakal suyuna daha önceden portakal suyunu dondurarak yaptığın buzları koyarak yapılan kahvaltıdır. Yaz olmalı etraf çok sıcak ama sen gölgedesin ve serin. Saçlarını savuruyorsun, portakal rengi bardaktan bir yudum daha, en sevilen kahvaltı nesnesi olan krepten bir parça aldıktan sonra. Sonra uzattıkça uzatıyorsun kahvaltıyı, doymak değil sana mutluluğu veren, "kahvaltı" eyleminin ta kendisi. Kahvaltı bir eylem burada, yemek yemek değil, karın doyumak değil, başka hiçbir şeyle açıklanamaz, sadecek endi olan eylem.

"yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem
ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı"

Her sözünün altına imzamı atacağım şairin, Cemal Süreya'nın dizeleri.

Farkına var demiş miydim, hayatın, kendinin, sevdiğin şeylerin. Iskalama, vaktin kalmayabilir belki sonra

16 Ekim 2009 Cuma

köpük


Yeni baştan başlayabilirim... Sanıyorum. Her şeyi yeniden ve en baştan alabilirim, tek inşa edebilirim istediğimi, yepyeniyi yaratabilirim kendi ellerimle, hem de öyle böyle değil, tam da istediğim şekilde. Yapabilirim

Ama içimden gelen bambaşka, akıp gidivermek köpüklerin arasında, sürüklenivermek sevdiğim ama az sonra dağılacağını da bildiğim bir dalganın arkasında, bırakıvermek her şeyi akışına...

Şimdi ben istiyorum ki, kendiliğinden dağılsın bu gölgeler, nefesim onları dağıtacak kadar güçlü olmadığından değil, "başka türlü bir şey" olduğundan "beni istediğim" hatta "ne ağaca benzediğinden ne de buluta"

şimdi kalkıp gidivermek var, uzun uzun susabilmek için, kapılmak için yeniden, ve bilmek için mümkün olmadığını artık "yeniden"

14 Ekim 2009 Çarşamba

yurovizyon ve yagudin

Geçen sene eurovision izleyişimiz geldi aklıma birden. Pek eğlenceliydi gerçekten de. Önce sokak ortasında bağırarak "deli"yi söylemiştik. Eve döndük programı izledik. Çocukluğumdan beri severim bunu ben. Eurovision izle en beğendiklerini seç ailece, puanla... Ama sonra puanlama kısmını asla izleyeme, uyuyakal... Evet, uykulu bir çocukluktu :)

Neyse geçen sene sonuna kadar izledik, bize haksızlık yapıldığına kanaat getirdik ve huzurla uyuduk... Evgeni var ama kardeşim, oyları hep o topladı. Haksızlık. Şarkıyla mı kapışıcaz Evgeni'yle mi? Bizim boyumuzu aşar o abi...

Evgeni'yi sevemedim ben bir türlü. Yaptığı işi takdir etmek bambaşka, şahane işler çıkarıyor farkındayım, tekniği mükemmel ama hep Yagudin'i sevince, rakiplerini sevmemek gibi bir hal alıyor durum, hele ki bu rakip gidip sizin adamınızın hocasını elinden almışsa. Tamam tamam hadi bahaneleri sıralamayın şimdi bana. Alkoldür filan,biliyorum bunları. Ama benimki duygusal bir bağ ve bilirsiniz ki mantık geçersiz kalıyor böyle durumlarda. Hele Yagudin'in "The man in the iron mask"teki performansını izledikten sonra tekniğinin de Evgeni'den iyi olduğunu söyleyip daha da ileri gidebilirim.
Zafer Akyol da söyler dururdu "ders niteliğinde hareketler bunlar sayın seyirciler" diye. Ki Evgeni daha iyi bir tekniğe sahip olsa dahi, sanırım dünya üzerinde hiç bir adam (Gwendal Peizzerat ile birlikte) buza Yagudin'den daha fazla yakışmayacak.

Beklediğimden daha buzlu bir yazı oldu bu. O halde size beni ilk izlediğimde ağlatmış bir seri göstereyim. İzleyin, tüyleriniz diken diken olmazsa gelin hesabını sorun

buyurun buradan izleyin

Bu kadın da benim sevme kriterime uyanlardan. Hikayeyi biliyor musunuz, şimdi bu kadın birlikte kaydığı adamla nişanlı (adını burada zikretmek dahi istemiyorum) sonra bu efendi, başka bir kadın için bunu terkediyor ve kariyerini de o kadınla sürdürüyor. Peşinden Maria Gwendal'a bir mektup yazıyor birlikte çalışalım diye ama Gwendal zaten biriyle çalışıyor. Efendim sonrasında Gwendal'ın birlikte çalıştığı abla sakatlanıp buzlara veda edince bunlar birlikte çalışmaya başlıyorlar. 98- 99 da gayet güzel işler yapıyorlar (gözümle gördüm) ama asıl bomba 2000 yukarıda izlemiş olduğunuz seri. İnanılmaz değil mi? Hem de rakipleri kimler, Maria'yı terkeden o aklıevvel ve onun karısı olan "öteki" kadın. E onlar bir zahmet ikincilikle idare ediveriyorlar. (ekşi entrysi gibi oldu bu di mi, yeri gelmişken onu da söyleyeyim: depeyi özledik be anacım)


Dur dur konu nereden nereye geldi. Ben diyorum yani hayatım bununla geçti. Yemeğin tabağımda kalan kısmına üzülerek, toka kutusundan takmadığım tokaların kırıldığını düşünerek. Kabul ediyorum, bir çeşit obsesyon bu da.

Bitsin artık bu yazı, belli ki bir yere ulaşmayacak

o halde

- la grèce douze points
- grecee twelve poiiints!
- ve on iki puan buradan da Yunanistan'a gidiyor sayın seyirciler

sevgiler

(alexei, her yarışmada seni daha çok özlüyorum)

13 Ekim 2009 Salı

tam olarak böcek...evet böcek

Kendimi böcek gibi hissediyorum, evet sayenizde, evet teşekkür ederim. Rica da ederim. Aslında sizin rica etmeniz gerekirdi ama etmeyeceğinize göre ben ediverdim.

Heyy buradayım ben, son cümlemin muhatabı tam olarak sizdiniz, Farkında mısınız, hem beni dinlemediniz hem de cümlemin en göz alıcı yerinde birden kendi cümlenize giriverdiniz.

Heyy bakın buradayım işte, henüz hangisi olduğunu seçemesem de küçük güzel bir böcek olduğumu farkettiriverdiniz. Tamam tamam o kadar da güzel değil böcek, güzel olan sizsiniz

Tam ayağınızın altındayım hani, belki farkedersiniz, buradaaaaa, buraaaaddddaaaaa

Merhaba, ben böcek? Bu cümleyi sonuna kadar dinleyip de bana isminizi lütfeder misiniz??


(not: yazıya bir de böcek fotoğrafı eklemek istedim ama daha da iğrençlştirmek istemedim sayfayı, hem ben varken ne derek di mi?? Dİ Mİ???)

Gece

Gecenin bir yarısı yine, rakının yanında tekrar tekrar "ben seni unutmak için sevmedim" dinlemenin bünyeye etkileri konulu deneysel bir çalışma yapıyorum

sadece bir merhaba demek istedim
merhaba

12 Ekim 2009 Pazartesi

Ö. Asaf


"Bana yalanlar söylese inanacaktım
yalan söyledi"

11 Ekim 2009 Pazar

bugün için

artık benim içimdekinin çok ve fazla olduğu bir yere geldiğimde

etrafıma baktım

sen yoktun

10 Ekim 2009 Cumartesi

Gel(me)


"gelmesen önemli değil
gelsen önemli olurdu
gelmemen benim büyük yalnızlığımı doldurdu"

9 Ekim 2009 Cuma

Vaziyet

Yalnız hala yemek yapamıyorum ( yemek yapma konusunu açsak mı biraz. Kendi kendime yetebilirim ben, başka birine de yetebilirim. Sorun bu değil, sorun istemiyor olmam. Adamın biri için yemek yapmayı seviyordum mesela. Onun içinse eğer, onun beğeneceğini düşünerek keyif alıyordum yemek yapma düşüncesinden. Ama böyle bir amaçla olacaksa ancak. Yani doyma amaçlı bir şey değil. Doyar insan bir şekilde değil mi, ama güzel bir şey olursa sonunda başka)

Her neyse hala yemek yapamıyorum ve dağınığım kardeşim. Nasıl olacak bu işler annem olmadan. Heee... Sorarım sana nasıl olacak?

Tutunamayanlar okuyorum ve bu kitabı defalarca okuyacağımı her seferinde hem benim başka bir insan olacağımı hem onda başka tatlar bulacağımı hissediyorum. Evet evet hissediyorum

İki ayrı filmden

1)

- wait, wait, wait... just wait

- wait? why?

- i don't know just wait, wait..



2)

-i am waiting for you!

-to do what?

-leave me...

tilki


Böylelikle küçük prens tilkiyi evcilleştirdi. Ve ayrılma vakti geldiğinde “Ah! " dedi tilki, "Sanırım ağlayacağım”.
“Ama bu senin hatan” dedi küçük prens. “Ben sana zarar vermek istemedim. Seni evcilleştirmemi sen istedim.
“Doğru, haklısın” dedi tilki.
“Ama ağlayacağını söyledin!”
“Evet, öyle.”
“O halde bunun sana hiçbir yararı olmadı.”
“Hayır, oldu. Buğday tarlalarının rengini gördükçe seni hatırlayacağım. Şimdi git ve güllere bir kez daha bak. O zaman kendi gülünün evrende eşsiz ve tek olduğunu anlayacaksın. Sonra bana veda etmek için buraya geri döndüğünde, sana hediye olarak bir sır vereceğim.”
Küçük prens güllere bir kez daha bakmaya gitti.
“Hiçbiriniz benim gülüm gibi değilsiniz. Çünkü henüz hiçbiriniz evcilleşmediniz. Ve siz de hiç kimseyi evcilleştirmediniz” dedi onlara. “Siz tıpkı tilkinin benimle karşılaşmadan önceki hali gibisiniz. Dünyadaki binlerce tilkiden yalnızca biriydi o. Ama ben onunla dost oldum ve şimdi artık o özel bir tilki.”
Güller bu duyduklarına çok bozuldular.
“Evet, güzelsiniz. Ama boşsunuz. Sizin için kimse yaşamını feda etmez. Yoldan geçen herhangi biri, benim gülümün de size benzediğini söyleyebilir. Ama benim gülüm sizin her birinizden çok daha önemlidir. Çünkü ben onu suladım. Ve onu camdan bir korunakla korudum. Önüne bir perde gererek rüzgarın onu üşütmesini engelledim. Tırtılları onun için öldürdüm ( ama birkaç tanesini kelebek olmaları için bıraktım). Onun şikayetlerini ve övünmelerini dinledim. Ve bazen de suskunluklarına katlandım. Çünkü o benim gülüm.”
Bunları söyledikten sonra tilkinin yanına döndü.
“Elveda” dedi.
“Elveda” dedi tilki de. “Ve işte sırrım: Bu çok basit. İnsan gerçekleri sadece kalbiyle görebilir. Gerçeğin özü gözle görülmez.”
“Gerçeğin özü gözle görülmez” diye tekrarladı küçük prens. Öğrendiğinden emin olmak istiyordu.
“Senin gülünün diğerlerinden daha önemli olmasını sağlayan şey, ona ayırdığın vakittir” dedi tilki.
“İnsanlar bu en önemli gerçeği unuttular. Ama sen unutmamalısın. Evcilleştirdiğin şeye karşı her zaman sorumlusun. Gülüne karşı sorumlusun.
“Gülüme karşı sorumluyum” diye tekrarladı küçük prens, öğrendiğinden emin olmak için. Sonra yoluna devam etti.

8 Ekim 2009 Perşembe

Sabah raporu:

An itibariyle internette ayakkabı çanta bakmaktan gözü dönmüş olan ben, toplantı yapmalı ve memleketi kurtarmalıyım

Kim benimle gurur duyuyordu pardon, duyamadım

7 Ekim 2009 Çarşamba

tatil????

deniz suyunun iyi geleceği hastalıklarım var benim

gerçek söylüyorum

Pardon




16 Haziran'da yazılmış bir not:

"yüzünüz ne kadar da aşina
avcumun içine alıp öpmüş olabilirim"

Sezen... Sayende hiç sevmediğim kadar seviyorum dağılmalarımı
Yine hayatımı öyle bir döneminde yaptın ki yapacağını

"peki bu şarkıyı...
... hatırlarsınız "

6 Ekim 2009 Salı

Düşüncememe

Tamam tamam sıkıldım

hadi dağılın şimdi

5 Ekim 2009 Pazartesi

yıkamışlar

-Yağmur mu yağmış
-Yıkamışlar
-Yerleri mi
-Beynimi
-Nolmuş beynine
-Hıı??
-Anladım


Anlamamıştı
Dahası ben de anlamamıştım onun anlamadığını

4 Ekim 2009 Pazar

Dep

Depeyi, kimsin sen, konuşabilir miyiz bir kere?

Desti izdivacına talibim o bakımdan

zifiri

en sevdiğim renk siyah benim
en sevdiğim yüz seninki

hayret...
nasıl açıklanır bu şimdi???

3 Ekim 2009 Cumartesi

Ö.Asaf

"senin için,
o mu, diye sordular
o değil, dedim onlara
anladılar"

Beklenen

Beklediğim şey geride kalmış bir gün gibi, o kadar gelmeyecek, o kadar uzak, gittikçe daha uzak

Betty Bule


Ne zamandır bekledi bu kitap okunmayı
Bekledi... Bekledikçe güzelleşti...

Masmavi bir sabahta başlandı okunmaya, masmavi bir sabahta bitirildi

Betty Blue idi o sabah, mevsim mavi

2 Ekim 2009 Cuma

Yazmalıydım

Bunu biliyordum, çok zamandır biliyordum bunu. Tek bir parça eksikti. Tek birparçaydı aradığım. Ona hala ulaşamadım.

HİÇ

BU KADAR

1 Ekim 2009 Perşembe

Başlangıç

Kolay oldu. Aklımdaki karmaşık kelimelerden sadece birin yazdım deviantart'a ve karşıma çıkan ilk fotoğrafa hayran kaldım. Aldım buraya yapıştırdım. Gizledim sayfayı ve başladım.

Ben ne anlatayım ki?

Zamanın hızlı ilerlemesine isyan etmeyecek yaştayım
ve uzağındayım "bir türlü ilerlemiyor" yaşlarının.

Kadınım. Bu tek başına bir kelimeden oluşan upuzun cümlenin ne anlama geldiğinin farkındayım.

Büyümekteyim. Ve büyüdükçe iğrenmeyi sevmemeyi öğrenmekteyim.

Herkes susarsa, becerebilirlerse susmayı, zamanın geçişini sessizce seyredebilirim.

...ve yetinebilirim... Gerçekten böyle. Ve sevinebilirim, ve ürkütücü biliyorum ama incinebilirim. İncitebilirim de bazen. Ama sevmeyebilirim bunu.

Şimdilik susabilirim. Ama sanırım bu konuda o kadar da yetenekli değilim.

Kısacık bir zaman yokum, sonra yine geleceğim

Bir yerlerden karmakarışık ve dersiz topsuz

YAZ...

Aklımdaki tek kelime bu, beynimin içinde dönüp duruyor

ne için?
kim için?
nasıl?

hiçbirinin cevabı yok, sadece "YAZ" var. Sevdiğim mevsim değil bu sefer, emir kipinde söyleniyor, nasıl söylendiğini biliyorum çünkü kulaklarımda uğulduyor

ama ben...

hiçbir mazeret işlemiyor kulaklarımdaki sese, üstelik itiraz ettikçe yükseliyor. Tanıyorum bu sesi. Hayatta ilk defa duyuyorum belki de ama tanıyorum. Bu ilk defa duyulan en tanıdık ses "yaz" diyor bana.

Yazıyorum ben de.

ne için?
kim için?
nasıl?

hiçbirinin cevabı yok şimdi. Gerek de yok cevaplara. Sadece bir "YAZ"ma eylemi peşindeyim.
ve içimdeki ses "SUS" diyene kadar ben BİR YERLERDEYİM